Nazikçe İsteme
Dil yaşayan bir organizma gibidir. Canlıdır. Değişir. Genişler ya da daralır. Yaşlanır. Belki ölür. Öyle derler. Ölen diller vardır. Latince insanların birbirine hal hatır sorduğu bir dil değildir artık. İlaç şirketleri yeni bir ilaç keşfettiğinde sözlüklerine bakar. Latince bir isim bulmaya çalışırlar. Batı dillerinde etimoloji çalışanlar Latinceye Aşina olmak isterler. Bu kadar. İran’da Azerice, Kafkasya’da Ibıhça, Anadolu’da Hititçe ölü dillerdir.
Türkçe Güneydoğu Avrupa ve Batı Asya'da konuşulan, Türk dilleri dil ailesine ait sondan eklemeli bir dildir. Türk dilleri ailesinin Oğuz dilleri grubundan bir Batı Oğuz dili olan Osmanlı Türkçesinin devamını oluşturur.[1]
Türkçe yaşayan bir dildir. Duygularımızı, düşüncelerimizi, yargılarımızı yıldan yıla farklı şekillerde ifade ederiz.
Kitle iletişim araçları sayesinde aynı ülkenin halkı dilde birliğe kavuşuyor. Temel eğitimin yaygınlaşması da elbette bunun sebeplerinden.
Peki, Türkiye Türklerinin nezaket üslubu nasıl şekillenmiştir? Gelin birlikte inceleyelim.
Evdesiniz. Yatarak okumayı seviyorsunuz. Tam uzandınız. Fark ettiniz ki kitabınız yattığınız yere uzak kalmış. Eşinize daha yakın. Kalkıp almaya üşendiniz. Kaba konuşmaktan hoşlanmayan biri olduğunuz için eşinizden isteyeceksiniz. Nasıl dersiniz?
-Hayatım, şu kitabı bana uzatabilir misin?
“Uzatabilir misin?” cümlenin yüklemi.
Birlikte inceleyelim:
Uzat-: fiil kökü
-abil: güç yetirebilme eki
-ir: geniş zaman eki
-mi: soru eki
-sin: ikinci tekil şahıs eki
Bu bir soru cümlesi. Eşiniz size Türkçenin kurallarına uygun olarak nasıl cevap vermelidir?
-Evet, uzatabilirim.
Sen bana kitabı uzatmaya güç yetirebilecek miyim diye sordun. Ben de cevap veriyorum: Yapabilirim.
Eşiniz evet uzatabilirim derse siz bu sefer.
“E, ver öyleyse ne bekliyorsun.” diye çıkışabilirsiniz. Böyle bir diyaloğa gerek var mı? Dilin önemli ilkelerinden biri de ekonomik olma ilkesi değil miydi? Özellikle Türkçede bütün sistem az sözle çok şey ifade edip kestirme yoldan mesajı karşı tarafa en doğru şekilde iletmektir.
Neden daha net olamıyoruz neden istek cümlesi murat ettiğimiz halde soru cümlesi kuruyoruz. Bu bize özgü bir şey mi? Başka dillerde de durum böyle mi?
Konuşanı çok dillerden örnekler verelim.
Bir İngiliz muhtemelen şöyle derdi:
-Darling, give me the book, please.
Arap kardeşlerimiz şöyle diyebilir:
- عزيزتي ، أعطني الكتاب من فضلك.
Rus dostlarımız:
-Дорогая, дай мне книгу, пожалуйста.
Örnekleri çoğaltmaya gerek yok. Mealen şöyle söyleyecekler:
-Hayatım, kitabı bana ver, lütfen.
Fark ettiğiniz gibi cümlenin sonuna lütfen eklemek nezaket ifadesi olarak yeterli görülmekte. Önerim şu: Biz de öyle yapalım.
Kapıyı aç, lütfen.
İçeri gir, lütfen.
Otur, lütfen.
Sizce de yeterli değil mi? Böyle söylersek kaba mı bulurlar bizi?
Hadi bu konuda biraz düşünelim.
Ümit Terzi
[1] Wikipedia, Türkçe maddesi
Türkçe Güneydoğu Avrupa ve Batı Asya'da konuşulan, Türk dilleri dil ailesine ait sondan eklemeli bir dildir. Türk dilleri ailesinin Oğuz dilleri grubundan bir Batı Oğuz dili olan Osmanlı Türkçesinin devamını oluşturur.[1]
Türkçe yaşayan bir dildir. Duygularımızı, düşüncelerimizi, yargılarımızı yıldan yıla farklı şekillerde ifade ederiz.
Kitle iletişim araçları sayesinde aynı ülkenin halkı dilde birliğe kavuşuyor. Temel eğitimin yaygınlaşması da elbette bunun sebeplerinden.
Peki, Türkiye Türklerinin nezaket üslubu nasıl şekillenmiştir? Gelin birlikte inceleyelim.
Evdesiniz. Yatarak okumayı seviyorsunuz. Tam uzandınız. Fark ettiniz ki kitabınız yattığınız yere uzak kalmış. Eşinize daha yakın. Kalkıp almaya üşendiniz. Kaba konuşmaktan hoşlanmayan biri olduğunuz için eşinizden isteyeceksiniz. Nasıl dersiniz?
-Hayatım, şu kitabı bana uzatabilir misin?
“Uzatabilir misin?” cümlenin yüklemi.
Birlikte inceleyelim:
Uzat-: fiil kökü
-abil: güç yetirebilme eki
-ir: geniş zaman eki
-mi: soru eki
-sin: ikinci tekil şahıs eki
Bu bir soru cümlesi. Eşiniz size Türkçenin kurallarına uygun olarak nasıl cevap vermelidir?
-Evet, uzatabilirim.
Sen bana kitabı uzatmaya güç yetirebilecek miyim diye sordun. Ben de cevap veriyorum: Yapabilirim.
Eşiniz evet uzatabilirim derse siz bu sefer.
“E, ver öyleyse ne bekliyorsun.” diye çıkışabilirsiniz. Böyle bir diyaloğa gerek var mı? Dilin önemli ilkelerinden biri de ekonomik olma ilkesi değil miydi? Özellikle Türkçede bütün sistem az sözle çok şey ifade edip kestirme yoldan mesajı karşı tarafa en doğru şekilde iletmektir.
Neden daha net olamıyoruz neden istek cümlesi murat ettiğimiz halde soru cümlesi kuruyoruz. Bu bize özgü bir şey mi? Başka dillerde de durum böyle mi?
Konuşanı çok dillerden örnekler verelim.
Bir İngiliz muhtemelen şöyle derdi:
-Darling, give me the book, please.
Arap kardeşlerimiz şöyle diyebilir:
- عزيزتي ، أعطني الكتاب من فضلك.
Rus dostlarımız:
-Дорогая, дай мне книгу, пожалуйста.
Örnekleri çoğaltmaya gerek yok. Mealen şöyle söyleyecekler:
-Hayatım, kitabı bana ver, lütfen.
Fark ettiğiniz gibi cümlenin sonuna lütfen eklemek nezaket ifadesi olarak yeterli görülmekte. Önerim şu: Biz de öyle yapalım.
Kapıyı aç, lütfen.
İçeri gir, lütfen.
Otur, lütfen.
Sizce de yeterli değil mi? Böyle söylersek kaba mı bulurlar bizi?
Hadi bu konuda biraz düşünelim.
Ümit Terzi
[1] Wikipedia, Türkçe maddesi
YanıtlaSilAnlatmak bir sanat, anlaşılmak ise insana bir mükafat..